“Muğlaklık, en büyük zenginliğimiz…”

Yayıncı: Cumhuriyet

Yayın Tarihi: 03.04.2016


'Muğlaklık, en büyük zenginliğimiz'

İstanbul Modern'deki "Geç Olmadan Eve Dön" sergisi, Türkiye'deki konut ve yuva serüveninin tarihine ışık tutuyor.

Sergiyi konuştuğumuz akademisyenler, "Türkiyeliler olumlu anlamda tekinsizler ve ne olacağını hiçbir şekilde bilemiyoruz. Muğlaklık, en büyük zenginliğimiz. Ama bu çok olumlu bir şeye de, olumsuza da dönebilir" diyorlar.

VitrA ve Türk Serbest Mimarlar Derneği (TSMD) işbirliğiyle düzenlenen VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi'nin beşinci sergisi, İstanbul Modern'de başladı. "Geç Olmadan Eve Dön" diyerek Türkiye'deki konut ve yuva serüveninin özel, resmi ve gayriresmi tarihine çarpıcı detaylarla ışık tutan sergi, sosyoloji, edebiyat, çağdaş sanat, tasarım, mimarlık ve ekonomi gibi farklı disiplinlerin yansımalarını üst üste getirerek, ilginç bir manzara üretiyor. Küratörlüğünü mimar Cem Sorguç'un üstlendiği sergide Aslı Altay, Cevdet Erek, Ceren Oykut, Hilmi Tezgör ve Funda Uz ile Pelin Derviş, İdil Örgün ve İpek Akpınar gibi birçok imza bir araya geliyor. Bize de, sergiyi ve sergilediği Türkiye'yi kendilerine danışmak kalıyor...

Cem Sorguç: Bir gün bir telefon aldım, bana bu sergi dizisinin konutla ilgili bölümünün küratörü olup olmayacağım soruldu ve bu noktaya geldik. Proje, içi ve dışı, insani hikâyesi ilgimi çeken bir konuyla ilgiliydi. Bu mesai ile konu üzerine kimi keskinlikleri daha iyi gördüğümü söyleyebilirim.

'İpuçlarını tamamlayın'

Pelin Derviş: Sadece pratik yaşamda üreten bir mimarı değil, yanı sıra kafa yoran, entelektüel derinliği olan Cem'e yöneldik.

Aslı Altay: Serginin dışarıdaki grafiğinde, sanki tamamını hiçbir zaman göremediğimiz bir evin iç ve dış yerlerine dokunuyoruz, pencereleri, kapı girişleri, zilleriyle temas kuruyoruz. Evin tamamını hiçbir zaman göremiyoruz. Ama belli bir zaman ve yere de işaret etmiyor bu. Buradaki ipuçlarının tamamlanmasını izleyiciden bekliyoruz. Zira hafıza, bu sergiyi düşünürken ele aldığımız temel bir konu olarak önümüzde duruyor. Sergide Cem'in tasarladığı bir 'zaman tüneli' bulunuyor. Orada Ceren'in durduğu yerde, bu tünelin dış çeperi ve Cevdet Erek'in de aradaki gözetleme delikleriyle birlikte, Hilmi Tezgör'ün de yaptığı bir edebiyat seçkisi mevcut. Bunların nasıl beraber yaşayacakları, bizim çok ilgimizi çekiyordu. Ceren edebî metinleri okudu...

Ceren Oykut: Ev ve konutu oluşturan elemanları düşünürken, ev, iç mekân nedir diye düşünürken, bu konunun içine girdikçe hareketin, akış ve hayatın kendisi diyebileceğim birtakım anlar oluştu. Evin bir anı, o anda yaşanan duygu gibi birçok detay belirmeye başladı. Karmaşık bir okuma süreciydi bu.

'Edebiyat konuta tanık'

İdil Ergün: Sergide sunduğum videoda toplam dokuz tane ev var. 150 yıllıktan beş seneliğe, ahşabından yalısına, gecekondudan betonarmeye uzanıyorlar. Bunları seçerken daha çok izleyicilerin bir bağ kurabilmelerini istedim. Ya babaannesinin, ya komşusunun evi olur, kendi evi olur ama bir biçimde onlara hitap etmesini arzuladım. Bunu yaparken evin içi ve dışı arasındaki çelişkiyi de ortaya koymaya çalıştım. Örneğin bir evin içi çok güzel olabiliyor, ama baktığın manzara korkunç bir bina da olabiliyor...

Hilmi Tezgör: Ben sergi için edebiyat metinlerini seçtim ve bunu yapmak hiç zor olmadı. Edebiyat hayatın ta kendisi olduğu ve hayata tanıklık ettiği için... Nasıl ki bizler insanoğlu olarak hep barınacaksak, kendimize bir barınma ve güvenlik alanı oluşturacaksak, edebiyat metinleri de bir şekilde bunlara hep eşlik edecek.

'EKOLOJİK EV TARTIŞMASI'

Funda Uz: Sergideki kronoloji-zaman tünelini İpek Akpınar ile yaptık. Sadece üretilmiş yapılar üzerinden bunu okumak da mümkündü ama biz daha çok, barınma pratiklerini kendi içinde farklı gruplara ayırmaya çalıştık. Örneğin afet konutlarıyla yurtlar ve lojmanlar, aynı bileşen içinde bir araya gelebildiler. Böyle bakınca, çok üst üste düşen üretimleri, kimi yıllardaki çeşit yoğunlaşmasını görmek mümkün. Kooperatifler, uydukentler, gecekondular da bunun içinde. Sergimizde, birtakım vaatleri sorgulama imkânımız da bulunuyor. Örneğin ekolojik evler. Bir şeyin ekolojik olması, aslında enerjiye nasıl bir yük getiriyor? Yurtdışında da karşılığı olan birçok üretim modeli, Türkiye'ye gelmiş gelmesine, ama çok da Türkiyelileşmiş. Buraya özgü başka pratiklerle beslenmiş, kimi zaman güçlenip, kimi zaman sönümlenmiş.

'BARINMADA NASIL BİR GELECEK?'

İpek Akpınar: Sergide bu topraklarda devletin dönüşümünü de gözlüyoruz. En sonunda, Deniz Cem'in hazırladığı infografik üzerinden sorular soruyoruz. Bence en tartışmalı kısım da buydu: Barınma ekseninde nasıl bir gelecek olacak? İkinci bir kritik şey de, Türkiyelilerin ruh hali. Türkiyeliler olumlu anlamda tekinsizler ve ne olacağını hiçbir şekilde bilemiyoruz. Muğlaklık, en büyük zenginliğimiz. Çok olumlu ya da çok negatif bir şeye de dönebilir.

Cevdet Erek: Herkes berbat bir zamanda yaşadığımızın farkında. Ama sergide bence böyle bir şey yok. Berbat bir zamanda nasıl varolmamız gerekiyorsa, olabildiğince hem yakın, hem de uzaktan bakarak, bu sergideki gibi bir bakış getirilebilir kanımca. Burada olduğu gibi, bunların hepsi enerji alışverişleri. En azından yarın için birtakım küçük yatırımlar.