Tasarım ve Proje Süreci Hak Ettiği Zamanı Alamıyor…

Yayıncı: İstanbul & İstanbul

Sayfa No: 44-53

Yayın Tarihi: 01.01.2017







Tasarım ve Proje Süreci Hak Ettiği Zamanı Alamıyor...

*İstanbul & İstanbul Dergisi - Didem Topal

Cem Sorguç, Mimar Sinan Üniversitesi'nde mimarlık eğitimi aldıktan sonra yaklaşık on yıl proje ve şantiye mimarlığı yapmış. 2000'lerin başında ise cmmimarlık’ı kurmuştur. Fiziki konum, zaman-yapım maliyeti ekonomisi, kullanıcı ve fonksiyonel kriterleri doğru, estetik ve bilimsel şartlar doğrultusunda paralel ele alarak, üslup ve genel geçer eğilimlerin baskısı altında kalmadan, çağdaş, teknolojik, çevreye duyarlı bir tasarım anlayışıyla hareket ediyor. Hayalleri, bakış açısı ve işleriyle Cem Sorguç bu ayki şehir dizayn bölümümüzde mercek tuttuğumuz isim.

Tasarım cmmimarlık’tan kısaca bahseder misiniz?

Tipolojik ve ölçek olarak bir angajmanımız ve koyduğumuz sınır yok. iç mekan çalışmaları da bunun içerisinde. cmmimarlık tasarladığı yapılara iç-dış diye bakmıyor. Proje üretimlerini, ortaya koyduğu tasarım doğrultusunda bir bülüın olarak ele almayı tercih ediyor.

Sizin için proje tasarımda olmazsa olmaz diye nitelendirebileceğiniz unsurlar nelerdir?

cmmimarlık olarak belirgin tasarım eğilimlerine saplanmanın mimarlığı deforme ettiği düşüncesiyle, fonksiyonun öncelliğinden ödün vermeden kullanıcının mekandan duygusal beklentilerini de ihmal etmeyen ve ruh halini hayli dinamik tutan bir mimarlık üretimini benimsiyoruz. Yeri, projedeki en önemli bağlam olarak ele alıp, kullanıcı, işveren, fonksiyon, form, ekonomi gibi temel öğelerin kimi koşullarda aynılığının söz konusu olabileceğine, buna karşın bir projeyi özgün kılan en önemli unsurun ait olduğu coğrafya, kültür ve iklimle birlikte o yerin benzersizliği olduğuna inanıyoruz.

Süreci sizi en çok etkileyen, değiştiren, dönüştüren ya da kötü hissetmenize neden olan projeniz hangisi? Bize bu süreçten bahseder misiniz?

Mimarlıkta süreçler yıpratıcı olabiliyor. Bunun nedenleri işin tabiatı gereği farklı süreçlerin birlikteliği olması. İşveren-tasarım/kurgu süreci akabinde mimar olarak sizin yaşadığınız ortaya koyma süreci, aralarında mesafe olan ancak zaman zaman ilişiksiz, birbirinden habersiz de olsa illa ki işin var oluşuna tabi bir süreç. Peşi sıra gelen mevzuat, idare, kullanıcı, yapıcı ve alt birimleriyle ilerleme süreci başka bir dinamik. Tümü de öğrenilen, tecrübeyle seri geçilen süreçler ancak edindikleriniz süreçleri aşmanız için her zaman yeterli olmuyor. Aslında bizi en fazla etkileyen ve genel olarak eleştirdiğimiz; tasarım ve proje sürecinin hak ettiği zamanı alamaması.

Kent, kentsel yenileme, kentsel dönüşüm kavramlarına bakış açınız nedir? Bu kavramların Türkiye’de doğru algılanıp, doğru uygulandığına inanıyor musunuz?

İnanmıyorum. Yıllardır belirttiğim şeyi tekrar edeyim: Kentsel dönüşüm sadece konut temelli olamaz; kentin açık alanları, yeşil alanları, kamu yapıları, ulaşımı gibi bir çok mekan ve kent parçasıyla birlikte bütün masada olması gereken bir çaba olmalı. Ama bizim yaşadığımız, eskimişin gıcırlaştırılması temelli bir hareket ve yaşanılan şehirleri bypass ederek bir ekonomik girdi olarak kabul görüyor. Yavaş yavaş bu işin de zaten sarpa sardığını görmekteyiz. Kentsel dönüşüm sadece fiziki bir hamle olmamalı. Bu işin hem süreci hem de sonrası açısından yoğun bir sosyolojik boyutu da var.

Konut projelerinin çalışmalarınızda önemli bir ağırlığı olduğunu görüyoruz. Konut tasarımının diğer yapı tipolojilerine kıyasla faklılaşan tarafları nelerdir?

Konut, insan mahremi ile direkt ilişkili bir yapı türüdür. Bir barınaktır. En eski yapı tipidir. Yapı ekonomisi konut üzerinden kurulur. İnsanı mutlu da edebilir hayatını zehir de. Demek istediğim, insan ve ilişkileriyle bu derece temasta olan daha başka bir yapı türü yok. Tüm yapı tipolojileri ve türleri, teknoloji, çalışma, servis, eğitim, bakım vs gibi, gelişimi ve dönüşümüne bağlı olarak değişebilir ve hatta gün gelir ortadan kalkma ihtimalini bile taşıyabilir; ancak barınak, insan var olduğu sürece olacaktır.

Çok iyi bir mimar olmanın yanı sıra uzun yıllardır radyo programı sunuculuğu ve dj’lik yapıyorsunuz. Müziğin hayatınıza girişi ve hayatınızdaki yeri hakkında neler söylersiniz?

Müziğin hayatıma ne zaman girdiğini hatırlamıyorum. Ama ortaokul yıllarımda hayatımı belirlemeye başladı. Sevgi dışında aramızda disiplinli bir ilişki de kuruldu ki ben garip gelse de bu ilişkiyi seviyorum. Herhalde bundan dolayıdır ki 20 yıldır radyo programı yapıyorum.

Yakın zamanda Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi’nin son sergisi ‘Geç Olmadan Eve Dön’ün küratörlüğünü yaptınız. Sergi hikayenizi bizimle paylaşır mısınız? Neden geç olmadan eve dön?

Sergi bir dizinin konut ayağıydı ve bana küratörlük teklif edildi. Yoğun bir 6-7 ay geçirdim. “Geç Olmadan Eve Dön” hem kulaklarımızda asılı, bildik, yaşımız kaç olursa olsun hayatımızın bir döneminde duyduğumuz ve belki de halen duymakta olduğumuz bir cümle, uyarı, temkin. Diğer taraftan metaforik olarak ev kavramına, yaşanan mekan ve yuva algısının özüne, tüm bu konut endüstrisinin hay huyu içerisinde dikkat çekme gayreti.

Mimar kimliğinizin yanında başka birçok şeyle de ilgileniyorsunuz. İlgi alanlarınız, mimarlığınızı nasıl etkiliyor ve besliyor?

Bir alt-üst ilişkisi yok. Kuramam da. Mimarlığın benim diğer meşgalelerimi, hayatımı etkilediğini belki daha rahat söyleyebilirim. Belki de hayat bana daha iyi gelsin diye mimarlık yapıyorum. Ha, bu arada tersi etkileşimler de mutlaka oluyordur; ama tanıma gelmez, biraz belirsiz mevzular.

Son olarak güncel işleriniz hakkında da bilgi almak isteriz…

Tek ev, apartman, yerleşke gibi farklı ölçeklerde konut projelerimiz devam ediyor. 2 senedir projelendirdiğimiz bir turizm yapısını bitirmeye, yarışmayla kazandığımız bir eğitim yapısını da hayata geçirmeye çalışıyoruz.