“Ağaca Çıksak Yerde Kalmazdı Pabucumuz”



Büyük büyük laflara, derin görünen manalara gerek yok. Her sey gayet açik.

“Bir kaç ağaç” ve bir kentsel mekanın sosyal ilişkileri, politik dengeleri, özgürlük kavramının tazelenmesini, kuşak çatışması denen mesnetsiz tek taraflı güvensizliği nasıl baş aşağı ettiğini gördük. Daha evvelinde araçsallaşan ama bu kez en azından nüvesi mekan olan bir silkelenmeyi, dikkat çekmeyi bu topraklarda ilk defa gördük. Angajmanın değil “haysiyet direnişinin” mekan ile nasıl tava geldiğini de gördük.
Organize bir hal içermemesiyle, kollektif ve duruma ait sözel, sanatsal üretimleriyle belki de geç kalmış situasyonist bir tavrın vücut bulmuş sekline de şahit ve dahil olduk. Kamusal alanların bilgi, bellek ve yaşayanları ile tariflenmesi gerektiğini şayet anlatamamışsak da umarım hissedilebilmişdir. Gelinen noktada mimarlara, plancılara çok daha fazla is düşecektir, düşmelidir. Toplumsal hassasiyet ve haysiyeti bireysel bir haysiyet sorunu haline getirmenin de kapıları aralanmıştır. Gazın evlerin içine kadar girmesiyle en mahrem mekanlarımızın dahi yeri geldiğinde kamusal alanın bir parçası olduğunun da imgesidir.

Detaylar için tıklayınız.