“Bugün” – Cem Sorguç / Istanbul Art News / Eylül 2015



Memleket ahvali ile mimarlık halleşebilir mi? Toplumsal bir çalkantının tanıklığındayız. Mimarlık da bu tür gerilimli, olağanüstü durumların dışında kalamaz. Gerek kentsel gerekse de mekânsal dönüşümün ekonomik ve politik en kuvvetli aktörlerinden olan mimarlık bu kesitten ayrı bir yerde kendi faaliyet çemberini kapatabilir mi? Kendini direkt açık etmese de, niyeti bu olmasa da ve hatta cehalet ya da umursamazca bunun farkında dahi olmasa, mekânsal inşa politik bir tavırdır. İçinde bulunduğu genel politik ortamdan da kolay kolay ayrışamaz.

Mimarlık bir iştir ve dolayısıyla ekonomi ile dirsek temasındadır. Bu da mimarlığı başka bir açıdan gene politik yapar. Politika kelime kökeni itibariyle de konuşularak yapılan işe tekabül eder. Mimarlık da mimarın/ mimarların kendi kendine/birbirleriyle konuşarak yaptığı işin bir sonraki aşamasında çoklu diyaloğa dönüşmesidir. Mekân kullanımı ve insanların mekân dâhilindeki sosyal ilişkisi de mekânın dolayısıyla mimarinin politik olmasına sebep olur.

Mimari politika ilişkisini biraz daha incelterek, tekilleştirerek sorabiliriz, yapı mı politiktir yoksa mimarı mı? Birbiri içerisine geçen ve neticede ikisini aynı yerde buluşturan bu ikilem tavuk-yumurta ilişkisinden farklı değil.

Tam buna ulanabilecek bir diğer soru da mimarlık politikası ile siyasetin mimarlığının birbirinden nasıl ayrışabilir olduğu meselesi. Siyaset dâhilinde mimarlık, gündelik ve mevcut durum içerisinde, itki, dayatma, tabi olma veya farkında olmama gibi süreçleri içerebilir. Tafuri’nin “mimarlığa, etki alanına karışabilirsiniz ama inşasına karışamazsınız” olarak ortaya koyduğu çelişki bütün olarak siyasetin alanı dâhilinde yorumlanabilir. Mimarlık politikası ise daha uzun soluklu ve çoklu diyaloglara, oluşturulması gereken güçlü bir altyapıya işaret etmelidir.

Siyasetin mimarlığı,gözünü anın sonuna diker. Hedefseldir. Temsil, genel geçer beğeni, olgunlaşmamış ve sorgulanmamış üsluplar, hibrit kurgular, çoğunluk psikolojisine dayalı etkileşimli muhafazakârlıklar, dar alana gönderme yapan ekonomik dayatmalar ve hedefler, yarınsızlık siyasetin mimari pistidir. Müziğin biteceğini, ritminin değişeceğini kollamaz. Farkına varmayan eşlikçiler de kollarından tutulup yarı teşne, yarı gönülsüz de olsa bu pistte anın ritmine katılır. Statüko dâhilinde davranan bir mimarın yapısı da ona ayak uydurur. Statükonun dayatması ya da göstermesi yönünde hareket edebilir, eder. Dolayısıyla dönem kültürünün bir pasajı, tanımı haline gelir. Menderes, Dalan gibi Belediye başkanları ve Proust misali kimi plancılar ile anılan bir kent tarihimiz var. Fakat tüm bunlar ulaşım, zon planları, lejandlar üzerinden tarif edilegeldi. Bugün ise bunların yanı sıra sivil mimariler ve bunların birbiriyle, kentle ilişkileri daha can alıcı bir noktada ve bir mimari tarif ediyor. Yapılı çevre bu minvalde yeniden ve muhtemelen çok uzun yıllar için tekrar oluşuyor.

Çeşitli ölçekte kentlerde ve kırsalda da mekânın başka bir politizasyonun iyiden iyiye altının çizildiğine tanık oluyoruz. Yapısal veya değil alan tanımlayan, bunu biçimlendiren ve biçimlendirirken tarif eden bir “dönem kültürü”. Heidegger 1971 tarihli “ İnşa Etmek İskân Etmek Düşünmek “ adlı makalesinde kendi dilindeki iskân sözcüğünün kökeninden yola çıkarak bunun “varlık”, “sakinlik” “sakin olma” özünden geliyor olması ile gününe bir köprü kurar. Almancada böyle bir karşılığa denk gelen iskân, yani mimarinin, yerin, mekânın kullanıcı temelinde son durumu Türkçe kullanımda “izin” e karşılık gelir. Kelime kökeni itibariyle ise “yerleştirme”, “oturtma”. Bu da açık olarak bir erki, dayatmasını, gösterir. Yerli, oralı olması yeterli değildir. İcazete ihtiyacı vardır. Sakin ve bir varlık olmak yeterli olmaz. Coğrafi olarak da siyasi durumun harita dâhilindeki alanları, yerleri, bölgeleri bu ilişkide tersine dönüyor, bozguna uğruyor.

Bu aynı zamanda merkezileşme ve bunun getirdiği kontrol güdüsünün mekânsal tezahürü. İktidar alanın teşkili, yeniden kurgulanma emeli ve belki de en mühimi alan kazanma veya kazanılmışı kaybetmeme itkisi. Muktedirin politikası, mekânın ve söylemin arkasına gizlenerek sembollerin, temsillerin gücü ile devamlılığı.

Bunun örneklerine, süreçlerine ülke genelinde muhtelif yerlerde, muhtelif şekillerde epeydir tanık oluyoruz. Gündelik politikanın sürüklediği, siyasi alanın ite ite getirdiği mimarlık ve tarumar olan yaşam alanları alüvyonu günden güne balçıklaşarak yayılıyor. Üstelik tüm referansları, belleği ve bir sonrakini kıymetli yapacak var olanları da altına alarak. Bunu sadece belli bir tarihsel anıştırmaya verilen prim, taklit ya da bir üslup tercihiile sınırlamıyorum. Aslında hepimizin görüldüğü ve ama birbirini göremediği Panopticon.

*Görsel: Jeremy Bentham / Panopticon – 18.yy