“İç Mimarlık Nedir? İç Mimar Kimdir?”


cmmimarliksosmed

Sizce mimarlık, iç ve genel mimarlık diye ikiye ayrılabilir mi?

Düne kadar hayır diye cevap verdiğim bu soruyu bugün neden olmasın diye cevaplıyorum. Tek kimlik, uzmanlık, tanım dahilinde kotarılan disiplinlerin iyiden iyiye ayrıştığı ve ayrışmaya devam ettiği aşikar. Biraz zorlarsak iç mimariyi dahi parçalarına ayırabiliriz. Malum “genel” başlığı altında sizin de telafuz ettiğiniz bir tabir bugünü ne kadar karşılayabilir?

Kimilerine -mesela Bruno Zevi- göre mimarlığın özgün yanı iç kütlede yatmaktadır. Fakat bir de işin içinde İÇ ve DIŞ’ın ilişkili tezahürü var ki bu da adeta bir yumurta tavuk hikayesi. Bu iç-dış denkliği Philippe Boudon’a göre de kültürel/coğrafi bir sorunsal ve karşıtlığı da barındırır.  İç mekan aynı zamanda bir içeriktir. Yapının gerekçesi de çoğu zaman bu içerikte yani iç mekanda yatar. Bu noktada “dışarısı diğer bir içerisidir” diyen Le Corbusier’i de hatırlamakta fayda var.

İç mimarlık eğitimi ile mimarlık eğitimi ne kadar ayrışır, ne kadar benzeşir?

İç mimarlık mimarlığın bileşenlerinden biri. Eğitimlerin birbirini karşılayan evreleri dahilinde bir aradalığı malum ama belli bir noktadan sonra atmosferik koşullar, yerçekimi, topografya, kent, ulaşım, tabiat vb.  bağlamlar içeriğinde mimarlık eğitimi farklılaşır.

Dünyada ve Türkiye’de iç mimarlık ile mimarlık pratiğine ilişkin uygulama ve statü farkları var mı?

Yapının sorumluluğu dahilinde mimari pratiğin bir farkı var. Yapı ruhsatı, yasal müellifiyet, tabiat koşulları, şartları, -şayet varsa- kentsel sorumluluk gibi mimarlığın pratiğine dair farklar. Bunlar ve benzerleri de  en fazla spekülasyona uğrayan, yasal düzenlemeleri yerinde durmayan, tüm ölçeklerde idarelere angaje, ekonomik olarak farklılaşan koca bir çatışmalar alanı. Yıllardır duyula gelen “bu mimarlar nerede?”, “mimarların hiç mi suçu yok?”, “Ah mimarlar, vah mimarlar” nidaları arasında geçen “sizi gidi iç mimarlar” duymayız, duymamışızdır.

Toplumsal statü ise farklılaşıyor. Yorumlara açılıyor. Örneğin “sosyete mimarı”. İlk elden iç mimarlar ile tanımlıdır. Şöyle aklınıza “sosyete mimarları” getirmeye gayret edin zorluk çekmezsiniz çünkü çoğu zaman magazinel bir mevzudur. İç mimari bu titri kabul eder. Doğal. Çünkü iç mimari kentli olmakla, burjuvaziyle, sınıfsal sıçrama yapma arzusu ile beraber gelişe gelmiştir. Sosyal yaşamın içerisinde olanaklarına ulaştığı için, gayet tutarlı bir şekilde, burada yeşerir.

Tarihsel süreçte bir mimar kentsel ölçekten mobilya ölçeğine kadar geniş bir skalada tasarım yaparken bugün baktığımızda mekan tasarımında iç mekan tasarımı, aydınlatma, akustik gibi pek çok farklı uzmanlıktan bahsedebiliyoruz. Sizce böyle bir uzmanlaşma gerekli mi? Sizin meslek pratiğinizde böyle bir uzmanlaşma ne kadar geçerli? Bu görev ayrımında neler / kimler belirleyici oluyor?

Bu uzmanlıklar birlikteliği bir ölçek, niyet, mimarın kendi ilgi ve yeterlilik meselesi.   Uzmanlaşma gerekli olabiliyor. Fakat olmayabilir de. işveren de mimar da yapı da bu görev paylaşımının varlığında belirleyici olabilir.  Aydınlatma, akustik vb. uzmanlıklar iç mekan tasarımının gayet tabi bileşenleri, tıpkı iç mimari kararlar gibi. Enstrümanların katkısıyla çoğalan yokluğu ile eksilen mekansal bir orkestrasyon artık söz konusu olan.

“Tarihi Mimar”larda olan kentten mobilyaya tasarım skalasında bir sorun yok. Gayet tabi bugün de mümkün olabilir ve oluyor da. Bakınız Hadid, Foster vs. Uzmanlıkların artmasının ve yapı tasarımına mimarın yanında müdahil olmasının temel bazı nedenleri var. Teknolojik karmaşıklıklar, etkileşimler artık yapıların tasarımını ve ortaya konulmasını çetrefilli bir hale büründürdü. Bunun yanı sıra yapı imalat süreleri ekonomilerinden dolayı epey kısaldı. Bakmayın on yıl devam eden bazı projelere, bir yıl önce gittiğiniz bir şehire bugün gittiğinizde yeni bir yapı ile karşılaşabiliyorsunuz. La Sagrada’nın halen inşa ediliyor olması yapının hala inşa ediliyor halinin sevilmesi.

İç mimarlık gerek eğitimi gerekse meslek odaları ile mimarlıktan ayrılmış durumda. Fakat pek çok mimarın kariyerlerinin bir döneminde dahi olsa iç mimarlık yaptığını biliyoruz. Sizce iç mimarlık Türkiye’de bir uzmanlık alanı olarak ne kadar ciddiye alınıyor?

Geleneksel mimarlık eğitimi işlev doğrultusunda iç mekan kurgusu, mekansal partisyonlar ile başlar ve yürür. Hatta halen devam eden, bizlerin de benzer tedrisattan geçtiği mimarlık eğitiminin proje/etüd evresinde günün sonuna gelindiğinde iç mekan kurgusu oluşturulmuş ama binanın nasıl cisimleşeceğine nefesin kalmadığı bir süreçten bahsedebiliriz. Dolayısıyla okuldan okula bu formüller değişse de, küçük ya da büyük farklar olsa da mimarlık eğitimi iç mekan bilgisini verir, mekansal kurguyu öğretir. ‘İçeriden dışarıya çizmek’ zorunluluğu ‘dışarıdan içeriye çizmek’ zorunluluğu kadar taraflıdır” der Walter Gropius. Bu işin eğitim yönü. Mimarların kariyerlerine iç mimari ile başladığı ve yapı tasarımı yanı sıra devam ettirdiği de bilinen bir gerçek. Bunda, bina tasarlama yetkinliğine henüz gelmemiş olmak, gelindiyse de bunun için işveren/iş bulamamak ve iç mekan tasarımının daha kolay alınıp kotarılmasının payı var. Ve bir öğrenme süreci. Bu sadece mimari iş alma/iş verme yöntemlerinin sorunlu ve dar olduğu bizim gibi memleketlerde değil bir çok coğrafyada rastlayabileceğimiz bir süreç. Gayet de doğal. İç mimarinin hem meslek tarifi hem de kendine alan tanımlamasına itiraz edilemez ama mimarları bu sahadan düşürme çabası da eşyanın tabiatına aykırı.

Projelerinizde bu anlamda (mimarla/iç mimarla) bir işbirliğine girdiniz mi? İç mimar-mimar işbirliği sözkonusu olduğunda, pratikte uzmanlığın sınırları nasıl çiziliyor? Bu işbirliği sizce nasıl yürütülmeli?

Ben mimarlık eğitimi aldım. İç Mekan tasarımı da yapıyorum. Kendi yapılarımızın hemen hemen hepsinin iç mekan tasarımını biz yapıyoruz. Bir kaç yapımızda iç mimar ile çalışıldı ama konu bizim dışımızda gelişti. Tersine bir etkileşim ise bir çok kez yaşadık. Şunu demek istiyorum: Müellifi belli bazı yapılara iç mimari hizmeti verdik. Bunlar daha çok işlev değişimi veya iç mekan tasarımı belli bir noktada donduğu çalışmalardı. Her ne olursa olsun, formül nasıl gelişirse gelişsin bir işbirliği söz konusuysa tarafların birbirinin ayağına basmaması lazım. En mühimi de yapısal yani mimari kurgunun üzerinden göz kaçırmamak belki biraz daha ötesi gayesi ile hemhal olmak, hangi dil ile iletişim kurulacağını bellemek.

İç mimarlık mimarlığın üvey evladı mıdır?

Kan bağı varsa üvey olamaz, malum. E bir bağ da var. Bu “üvey” sıfatı sahibinden gelince altı kalınca çizilen bir mağduriyeti tarif ediyor ki herhalde en çıkmaz ve ne yapacağımızı bilemeyeceğimiz ataklardan biri. Sözün üremediği yer. İlla ilişkilendirmeye, onun şusu bunun busu demeye hacet yok. Yasal benzemezlikleri ve sorumlulukları bir kenara bırakarak ortak muğlak sınırları içerisinde bazı uğraşlar deyip ve hatta kolumuza endüstri tasarımını, grafiği, vd. takıp yolumuza bakalım: lay lay lom.