“İhtiyaci Tedbir” – Cem Sorguç / Istanbul Art News / Mart 2015



Bir yapı herhangi bir ihtiyacı karşılamak için parçalardan oluşan düzenekler bütünü müdür?

Diyelim ki öyle. Bir ihtiyaçtan bahsediyorsak o halde zaman kavramını da işin içerisine dahil etmemiz gerekiyor. Bugün ihtiyacımız olan yarın olmayabilir. Ya da bugünkü ihtiyacımız yarın başka bir hale dönüşebilir.

Zamanı son ile mekanı sınır ile tanımlamak. Zaman informaldir kabulüyle zamanı formal, biçimsel hale getiren mekan da zamanın bir ölçeğidir. Dolayısıyla mekanları tanımlayan ihtiyaçlar bu ölçeğin birimi ise, bu mekanları kullanan gündelik hayat, ibresidir.

Modern zamanlar anlık gereksinim ve beklentileri değil mekansal ihtiyaçların denenmiş ve çalışan değerleri, yani nesnelliği üzerine kurgulanırken bugün böyle bir kurgudan bahsetmemiz güç.

Geçtiğimiz yüzyıl başı modern hareketlerinin kuramcıları mimarinin insanlığın kurtarıcısı olduğu düşüncesindeydi ve altından da çok sular aktı. Hatta belki iki yakayı birbirine bağlayan köprünün varlığı bile tartışılır. Mimari artık yeni yaşam kiplerinin yerleşmesine, oluşmasına ayak uyduruyor.

Jacques Attali’nin yaklaşık 20 yıl önce, belki biraz fantezi kategorisinden ortaya attığı, insanların yapılı çevrelerinin Lego bir dünyadan oluşacağına dair öngörüsü aslında kelimenin altına giren bir ironiyi barındırıyordu: L’ego. Üretim formüllerinin, ekonominin malum tarihsel akışı, mekânsal kurguyu ve farklı bellenen mekânsal tanımların yan yana gelmesini de dolaysız etkileyen bir süreç. Konuyu tekrar modernizm pasajına sıkıştırmak istemem ama işlev/mekan, insan/kullanım sürdürülebilirliği ilişkisi yumuşak kırın.

Modern öncesi için bizim coğrafyamız dahilinde karma kullanıma dönük yapılardan bahsedebiliriz. Örneğin külliyeler buna örnek teşkil edebilir. Seküler bir tespit dahilinde farklı kullanımların bir aradalığının yapısal örnekleri. Bu kullanımların ihtiyaçlar çeşitliliğinin yanı sıra çevresi ve kendi çerisinde kurduğu geçirgenlik en az bu çoğulluğu kadar önemli. Mevcudiyeti bir din etrafında, kurulmuş ve herkes için ulaşılabilir bir ruhanilik iken özellikle 20. yy. başı komüniteryan ütopyalar benzer amaç etrafında bu kez herkes tarafından ulaşılabilir bir üretim ve arka planı formülü içerisinde çoğalıyor.

İşlevin, kullanım tiplerinin bir aradalığı kadar bütününün akışkan şeması, bulunduğu yer ile ilişkisi ve nüfus edilebilmesi bir açıdan da buralarda, dilimizden düşmeyen “mekanın kamusallaşmasına işaret ediyor. Fakat mekânsal kurgulanınız ve aralarındaki ilişkiler halen modernizmden devraldığımız aksak adını dahilinde ilerliyor.

Dar alan mekanları içerisinde yaşadığımız dönüşüm dahi bunun açık göstergesi. Şehir hayatı ve çalışma alışkanlıklarımız, ev kullanımımızı da iş yerlerimizi de epeydir etkiler halde. Çalışma ve mahrem mahal kullanım alanlarımızın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Dolayısıyla bu etkilenimin mekansal tezahürünü dünün ve/veya yaşanmış alışkanlıkların süre geldiği izleri üzerinden kurgulamamız beşeri ve morfolojik bir mesele olarak önümüzde uzanıyor.