Cami Mimarisi Üzerine Bir Fikir

Proje Metni: Tıklayınız

Durum: Tasarım

Tip: Yarışma

Ekip: Cem Sorguç, Tolga Yağlı, Çağrı Küçükay, Sezin Ergene

İşveren: Kayseri Büyükşehir Belediyesi

İnşaat Alanı: 4.600 M²

Yıl: 2010






“Eğer nesnelerin yüzeyleri onların simgelerinden sadece biriyse, o zaman suret de bir simgenin simgesidir. Seyirci görüntüden, şeylerin dış yüzeylerine ve buradan da şeylerin kendisine geçer.” Pavel Florenski

Cami mimarisi simgeseldir. Cami gelişiminde biricik değere sahip işlev ve formlardan oluşan simgesel mimari, zaman içerisinde toplumsal ve mimari onay almış kalıpların tekrar etmesi neticesi başka bir “simgesel”lik kazanmıştır.

Görünen ve görüntü, fizik ve metafizik arasındaki sınırı belirler. Başka bir deyişle, rasyonel ile irrasyonel arasında ki farkı. Dolayısıyla görünen, yani yapı, rasyonel ve fizik mekana tekabül eder.

Erken İslam ve Anadolu Selçuklu camilerinde yapının anlamı, dış görünümle ilişkili olmak yerine iç hacimlerin düzen ve uyumu ile bağlantılıdır. Çok direkli camilerin basık tavanlı iç mekanına güçlü bir yataylık duygusu hakimdir. Bu ifade tarzı, iç mimarinin üst yapı yoluyla dışa yansıması olarak XVI. yy.’da değişecek ve Osmanlı klasik camileri islam mimarisine yepyeni bir yol verecektir.

Cami mimarisinde form oluşumu XVIII. yy.’a kadar tarihsel, strüktürel ve mimari süreçlerin bileşimine dayanır. Sonrasında ise güncel batı formları, süslemeleri, işlevsiz yapı öğelerinin çoğaltıldığı veya iliştirildiği, strüktürel tutarlılık ve iç-dış birliğinden söz edemeyeceğimiz, ancak zamanın ruhu olarak görebileceğimiz bir dönemdir. Bugün de benzer şekilde, betonarme yapım teknolojisi ile Klasik Osmanlı Mimari Döneminin tekrarı ile karşı karşıyayız. Var olan az sayıdaki örnekler haricinde, biçime indirgenmiş bir cami mimarisinden bahsedebiliriz.

Geçmişte camiler, içerilerinde 100’ler ile ifade edilen kalabalıkları toplayan yegane kapalı mekanlardı. Artık çok daha büyük toplulukları aynı çatı altında toplayabilen, türlü fonksiyonlara hizmet veren kapalı mekanlar yapılabilmektedir. Günümüz yapım teknolojisi de bu tür açıklıkları, zamanının kubbe ve kemerlerine ihtiyaç duymadan geçme kabiliyetine sahiptir. Dolayısıyla, alışılagelmiş cami mimari öğeleri, bugün teknolojik olarak karşılığı olmayan semboller durumuna gelmişlerdir.

Soyut anlamında herhangi bir değişiklik olmayan cami mimarisinde, bu anlamı farklı bir somut çerçevede ele almak, yani irrasyonel kavramı muhafaza ederek sembol figürlerini başka bir rasyonel dünya içerisinde ifade etmek tasarım gayemiz oldu.

Cami, iç mekanın şekillenmesinden türeyen bir form olarak değil; üst yapının, beden duvarları üstüne iç mekanın bütünlüğünü zedelemeden oturması ve iç hacmi tanımlaması düşüncesiyle tasarlanmıştır.

Yapı, ekonomik ve çağdaş ölçütlerle, form-fonksiyon-strüktür birliği gözetilerek son haline gelmiştir. Yan kabuklar üst örtüyü taşıyıcı birer yapı öğesi olup, bu fonksiyonel ve strüktürel karakteristiklerini dışa vurmak suretiyle kendi biçimlerine varan, dış görünüşleri itibariyle sağlam, herhangi bir işlevsiz yapı elemanını barındırmayan, “gibiymiş” gibi yapmayan, zamanın verilerine dayanan bir forma sahiptirler. Sonuç biçim, yapı öğelerinin birlikteliğinden oluşmaktadır.

Minare, camiyi başka yapılardan ayıran bileşenlerin belki de en kuvvetlisidir. Tasarımımızda, bir cami, cami olarak algılanmalı kabulü ile bu sembolik öğenin biçimsel bir araştırmasını yapmak istedik. Minareyi, geçmişin fonksiyonlarının ve strüktürel gerekliliklerinin sınırlamasıyla oluşmuş silindirik veya benzeri bir geometride dikey ve noktasal bir yapı elemanı yerine, cami ana kütlesi ile bir hareket eden, onun bir uzantısı olan ve bir taraftan da sözkonusu sembolik kuvvetini de muhafaza eden anıtsal bir yüzey olarak düşündük. Projemizde minare, işlenen yeri itibarıyle olmazsa olmaz bir konumda değildir. Çevre verilerine, iklime, yerine bağlı olarak güneybatı veya kuzey doğu (giriş-mihrap aksının sağı ve solu) duvarlarında da konumlanabilir.

Camilerin artık günümüzün yoğun yerleşimleri dahilinde konumlanma ihtimalinin yüksek olması, beraberinde ibadetin mahremiyeti kaygısını da getirmektedir. Bu nedenle doğal ışığın, cephelerdeki açıklıklar ve derin kirişlerin güneş-kırıcı vazifesi gördüğü üst örtü yardımıyla dolaylı olarak mekana alınması amaçlanmıştır.

Mihrap, iç mekanda sağır duvarların arasında gün ışığı ile vurgulanan bir nokta ve cemaatin yönlenmesini sağlayan bir odak olarak yer alırken, aynı zamanda yapının yönünü de işaretlediği için, dışarıdan algılanabilir olması düşünüldü.

Eskinin külliye adı altında işlevlenen eğitim, barınma, ve temel ihtiyaçlara dönük fonksiyonlarını ana kütlenin modüler ölçeği dahilinde esnek, çoğaltılabilir kübik kütlelerle bugünün ihtiyaçlarına dönük yorumlamaya çalıştık.